
Yıllar önce penis büyütme ameliyatı yaptırdığı ancak bu ameliyatın başarısız geçtiği bile haber yapılmıştı.
'Nedir bu penisinizin sırrı' diyorum.
'İstanbul'daki partide bir kız yanıma geldi ve 'Herr Diekmann artık yeteri kadar içtiğim için sorabilirim, nedir bu penisinizin sırrı' diye sordu' diye anlatmaya başlıyor, 'Ona şöyle dedim: Hayatım, ne duyduysan doğru.'
Diekmann'la penisini konuşmamız buluşmamızın yaklaşık beş ya da yedinci dakikasında... O kadar hızlı dalıyoruz konuya. Bu Diekmann'ın samimiyetinden ve komplekssizliğinden kaynaklanıyor. Bana kalırsa onu tanımlayacak iki kilit sözcük de bu: Samimi ve komplekssiz... Müthiş bir özgüveni var, kendisiyle inanılmaz barışık.
Ertuğrul Özkök'le Noel gecesini ailece beraber geçirecek kadar yakın olmalarına şaşmamalı. Bana kalırsa ikisi gerçek anlamda ruh ikizi... Komplekssizlik ve samimiyet Özkök'te de var zira.
Kai Diekmann'ı ilk kez Hürriyet binasında Ertuğrul Özkök'ün veda partisinde tanıdım. Özkök'e sürpriz yapmak için bir geceliğine İstanbul'a gelmişti. O günlerde 100 günlük bir blog'u vardı ve her anını tarihe not düşüyordu. Parti de blog'da haber olmuştu hatta.
O blog şimdi tarihe karıştı. '100 günlük bir blog olacağını söyledim ve 100 gün yayında kaldı, şimdi yok oldu' diyor, 'Bazı şeyleri böyle yapmak gerek. Aniden göstermek ve sonra hiç beklenmedik bir şekilde yok etmek.'
Blog, Alman basınında çok olumlu tepkiler aldı. Diekmann'ın düşmanları bile hakkında olumlu yazdılar. 'Penis' meselesini kamuoyuna mal eden Tageszeitung onu 'En sevdiğimiz düşman' bile ilan etti.
Alman basınının en nefret edilen, en tartışılan ve kuşkusuz en göz önündeki simasının blog'una kimse kayıtsız kalamazdı. Hatta biri Türk olan asistanlarını masanın üzerine çıkarttığı fotoğraflar Türkiye'de de haber olmuştu. 100 gün boyunca içine dalıp müthiş bir medya yolculuğuna çıkabileceğiniz bir adresti kaidiekmann.de. Şimdi yerinde bir sanat eserine benzer açılış sayfası duruyor o kadar.
Bana Frankfuter Allgemeine Zeitung'da blog'la ilgili çıkan koca bir haberi gösteriyor: 'Tamamı olumlu, çok güzel bir yazı.' Habere eşlik eden fotoğrafta Kai Diekmann 'Baba' filmindeki Marlon Brando makyajı ve kostümüyle poz vermiş. Blog'da emeği geçen diğer çalışanlar da 'Baba'nın ekibi olarak masada toplanmışlar.
Bu haberle beraber Hürriyet'in 2010 yılbaşı özel ekini gösteriyor: 'Ertuğrul (Özkök) harika bir fikir üretmiş yine... Meşhur filmleri gazete çalışanlarına uyarlamışlar... Harika bir fikir, bayıldım. Gerçi Ertuğrul'u tanımakta epey zorlandım.'
Özkök bu ekte 'Hokkabaz' filminin afişinde yer almıştı. 'Hokkabaz'ın anlamını biliyor musunuz?' diyorum, bilmiyormuş, anlatıyorum, gülüyor.
'Baba' fotoğraflarına istinaden ise 'Demek ki siz de sit-com gazeteciliğine inanıyorsunuz' yorumunu yapıyorum.
Bana başka örnekler gösteriyor... Aralarında neredeyse kanlı bir düşmanlık olan die Tageszeitung'un bir sayısına konuk editör olmuş. Sürekli aleyhinde yayın yapan gazeteden intikamını o gün almış: Tamamı Tageszeitung formatında ama içeriğini tamamen Diekmann ve ekibinin yaptığı sayı gazetenin tarihinde en çok satan sayı olmuş.
Tageszeitung'un yayın hayatı boyunca hiç yer vermediği Helmut Kohl'e özel bir söyleşi, birinci sayfa manşeti, Modern Talking'den Dieter Bohlen'in bir makalesi ve liberal bir çeviriyle 'haftanın hıyarı' diye tanımlayacağım köşesinde Diekmann'ın dava açtığı penis ameliyatı haberinde aleyhte karar veren hakimi koymuş...
'İşte budur sit-com gazeteciliği' diyor, 'Müthiş bir sayı yaptık, çok gurur duyuyorum. Bild'in kendisi çok konuşulan bir gazete. Başındaki adam da bundan farksız olabilir mi? Her gün ilgi çekecek bir şey yapmak zorundayız. Bizim satışımızın yüzde 99'u bayiden. İnsanlara her gün evinden çıkıp, hava nasıl olursa olsun bayiye yürüyecek ve gazeteyi aldıracak bir sebep vermemiz gerek. Üç buçuk milyon kişi bizi okuyor, üstelik son iki yılda çok büyük zamlar da yaptık, tiraj biraz düştü ama karlılığımız çok arttı. Bu arada hala kağıttan para kazandığımızı, yaptığımız onca yatırıma ve milyonlarca tıklanmaya rağmen internet'in hala gazeteyi geçemediğini söylemem gerek. Bana kalırsa Bild daha çok uzun yıllar yok olmayacak, ama internet hakim olursa da pazarın lideri olmak için her türlü hazırlığı yaptık.'
Diekmann şimdi Almanya'nın belki de Avrupa'nın en güçlü gazetecisi; kendi sit-com'uyla, rakipleriyle, Alman medyasıyla eğleniyor.
Ama tabii her şey hep böyle toz pembe ve eğlenceli değilmiş...
Onlar da yarına.
BILD'DE ÜÇ SAAT
DOKUZ yıldır Almanya'nın en çok satan gazetesi Bild'i yöneten Kai Diekmann'la Berlin'deki Axel Springer genel merkezinde üç saat geçirdik. Diekmann şubat ayında kendisine detox uyguladığından içki içmiyor. Ama konuklarına viskiden şampanyaya geniş bir seçenek sunuyor. Diekmann'la odasındaki sohbetin ardından spor servisinden intenet bölümüne, yazıişlerinden özel yemek salonuna kadar Bild'i gezip gazetecilerle konuşma fırsatı buldum.
Bild'in formülü
- KISA VE ÖZ: Günde sadece 14 sayfa basabiliyorlar; dünyanın hiçbir baskı makinesi 24 saat içinde üç buçuk milyon satan bir gazeteyi daha fazla basamıyor. İkinci sayfadaki kısa baş yazı dışında köşe yazısı yok. Her şey ama her şey yorumla veriliyor.
- BOL RESİM: Bild, Almanca 'resim' anlamına geliyor. Dolayısıyla resmin Bild'de yeri önemli. Ama sadece resim dolu bir gazete de değil Bild. Sıkışmış, kendine özgü mizanpajının içinde yer yer nispeten uzun haberler de yer alıyor.
- HER HABER İÇ İÇE: Okurun her türlü ezberiyle oynamak, statik hiçbir şeye yer vermemek. Bild yazıişleri değişik servislere ayrılmış değil. Ekonomi servisi, spor servisi kendi işlerini yapıp çekilmiyor. Herkes her sayfaya haber yapabiliyor. Sadece Kai Diekmann ve iki yardımcısı gazete üzerinde söz sahibi ve haber yerleştirmesini onlar yapıyor.
- MELODİ BESTELEMEK: Kai Diekmann 'Her gün bir melodi besteliyoruz' diyor, 'Her gün masanın başına oturup elimizdeki malzemeyi kendi kendimize bir araya getirip, iniş-çıkışlarıyla kendi kendimize beslediğimiz bir melodi.'
- BİRİNCİ SAYFA GÜZELİ: Birinci sayfada kadın çok önemli. Ama bu ezberi de bozuyorlar. Şimdilerde erkek koymaya da başlamışlar. Talep gay okurdan değil, kadınlardan geliyor.
- UCUZ FİYAT: Bild 60 cent'lik fiyatıyla Almanya'nın en ucuz gazetesi. Bayiden satıldığı için fiyatı böyle ucuz. Almanya'nın ikinci gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung ve satışı 500 bin civarında. Bild tam yedi katı fazla satıyor.
- 800 ÇALIŞAN: Axel Springer'in Berlin'deki merkezinde 150 kişi Bild için çalışıyor. Dışarıdaki insanlarla beraber toplam 800 kişi hizmet ediyor Bild'e.
- MERKEZ BERLİN: İki sene önce Axel Springer merkezi Hamburg'dan Berlin'e taşımaya karar vermiş. Çünkü Berlin artık Almanya'nın merkezi. Her şey bu şehirde oluyor, ülkenin nabzı burada atıyor. 700-800 kişilik Axel Springer ailesinin her türlü taşınma masrafları karşılanmış, şirket çalışanları bir aile gibi olduklarından taşınmakta tereddüt etmemiş, zorlanmamış, Hamburg'a trenle bir buçuk saatlik mesafedeki Berlin'de yeni bir hayata başlamış.
Akşam / Oray Eğin
1821